Tarihte bugün :
Güllerin Sultanı'na
Sen; ey gözlerinin karasında cennetimi bulduğum azîz yâr; Sen; ey sevdâsı uğruna her zerremi fedâ edeceğim meftûn olduğum yâr; Ve sen ey Güllerin Sultanı ve benim sultanım, ümmetin sultanı, kâinatın gülü; Hakk’ın gözbebeği, canlı-cansız her şeyin en sevgilisi, sen cemâline âşık olduğum, sesine hayrân, yoluna kurban olduğum; ayağına bir diken dahî batmasını istemediğim, sen ve güzelliklerle dolu hayâtın, gönüllerimize ışık olan, iki cihânın nûru olan canım efendim; Senin Ravza’nda duyulan gül kokusunu içimize çekerken; Bursa’da, Türkiye’de, Medine sokakları’nda, Dünya’da, sessizlik ve sensizlik yangını yanıp kül ediyor senin aşkından paramparça olan sînelerimizi! Senin adınla adımızı anlamlandırıyoruz. Senin gül cemâlini anlatan şemâillerle, rüyâlarla rahatlıyoruz efendim. Ama hasret denen şey, aramızdaki kıtaların mesafesinden değil efendim; hasret denen şey seni yanındayken dahî seni özlemek. Hasret denen şey, baktığımız her yerde seni görmek. Kendimize dost bildiğimiz Üveys gibi imtihân olmak ama her şeye rağmen sana ümmet olmak. Sana ümmet olmak ve senin gibi yaşamaya çalışarak senle aynîleşmek, râbıtamızı dâima seninle kurarak, Allah’ın sevgisine de mazhâr olmak… Hasret denen şey seni canımızdan, malımızdan, âilelerimizden, arkadaşlarımızdan, ne varsa değer verilen, seni her şeyden çok sevmek efendim. Hasret denilen şey, senin kapında sabahlara kadar beklemek, sakallarını yere düşmesin diye teker teker toplamak, sana itaat etmek için en güzel nefer olmak, cesur olmak, karşında ses yükseltmemek, boyun bükmek ama gönül devletinde de Güllerin Sultanı’na yâr olmak. Sana hasret olmak; senin gibi olmak, senin arkadaşın olmak, sana ümmet olmak, sana kardeş olmaktır efendim. Efendim, senden sonra geriye biz kaldık; ağladık, çok ağladık. Ama senin sünnetin, manevî varlığın tesellî etti bizi. İsa kelîmullahı seni müjdelerken düşündük ve sana ümmet olmanın Allah’tan bize en güzel hediye olduğunu anladık. Hz. Nuh’u düşündük. Sen celâlin değil, cemâlin sâhibiydin. Hz. Yusuf’tan daha güzel, Hz. Davud’tan daha güzel sesliydin. Sen, bütün güzelliklerin cem‘ olunduğu güzel ahlâk sâhibi efendim, ümmet, ellerini uzatmış eline, ne olur tebessüm saç gül cemâlinle, dua et bize, selâm et can efendim! Efendim, gençliğimi olduğu gibi sana sunuyorum. Cihât da, muhabbet de, ilim de, amel de, ahlâk de; yeter ki sen iste, her şeyim fedâ. Boyu kısa olduğu halde savaşa girmek isteyenleri, yaşı tutmadığı hâlde güreşte diğerini yenerek savaşa katılanı, daha ufacıkken, ölümü göze ala ala emânetleri sâhiplerine verebilmek için hicreti te’hîr eden Ali gibi, edepli Osman gibi, âdil Ömer gibi, emrine âmâde Enes gibi emrine âmâde olmalıydık. Mus’ab gibi sana benzeyip tüm dünyalığı terk eden, Hamza gibi yürekli, Bilâl gibi sabırlı, Habbab gibi korlansa da başı kızgın demirlerle yine sevdâsı uğruna kutsal olandan vazgeçmeyen, Abdullah b. Revâha gibi güçlü kalemli, Ka’b b. Züheyr gibi tevbe edip kapına sığınan, Sa’d gibi güzel ok atan, Ebû Hureyre gibi ilme düşkün, Ebû Kuhâfe künyesiyle mâlum olan, bize arkadaşlığın nasıl olması gerektiğini öğreten Ebû Bekr’in gibi sâdık, Ebû Zerr gibi yalnız, Selman gibi güzel, Ubeyde gibi yâr olmalıydık sana. Can olmalıydık cânına. Senin mührünü öpen bir Ukkaşe olmalıydık, uyanıkça… Senin bastığın toprak olmalıydık. Bir kütük olmalıydık üzerinde hutbe verilen. Ve yine ağlamalıydık o zaman da, şimdiki gibi. Ağlamalıydık. Gözyaşlarımız nehir olup çağlamalıydı umman yüreğine. Biz orada bir inci olmalıydık. Ahirette yüzünü güldüren bir ümmet olmalıydık. Sevdiğimizle berâber olmamız için senin gibi olmalıydık ey Güllerin Sultanı. Efendim, sana olan sevgimizi anlatmak için tüm kalem ve mürekkepleri kullansak, kifâyet etmez ki bu sevgiyi anlatmaya; şahidimiz Allah, kalbimiz onun elinde, dilerse gücü yeter Güllerin Sultanı’na bu satırları iletmemize. Şimdi açıyorum kalbimi Ey Güllerin Sultanı kalbine; Kalbim avâre gezerken Sîna Çölü’nde, Necid Çölü’nde kaybolmuşluğa meyl etmişken yüreğim, seraplar görürken ve varlığım yok olmaya yüz tutmuşken, senin sevgin beni kurtardı efendim. Senin sevginle yüreğimdeki Kurtuba‘yı fethederken ve deniz kıyısına çekmişken tüm gemileri, nefsimin, şeytanın ve diğerlerinin engeline takılmamak için ben de bir Tarık oldum ve yaktım dünyalık için olan tüm gemileri. Ey Güllerin Sultanı, şecaatim de senin şecaatinde! Artık, coğrafyaların en güzel iklimleri bile, sâba rüzgârı bile avutmuyor beni. Ben sadece senin gül kokunla bir ömrü değil; iki cihânı geçirmeye tâlibim. Belkıs’ın ülkesini değil; İrem Bağları’nı değil, kayadan evleri, altından sarayları değil; senle olan fakir bir dünyayı istiyorum. O fakirlik benim gerçek zenginliğim efendim. Ateşlere atıldığımda beni yakmayan, kuyularda beni karanlıkta bırakmayan, mağarada yıllarca beni koruyan bir zenginlik efendim. Halkın içindeyken dahî beni Hakk’la kılan bir zenginlik efendim. Sen gel, sen ol hep yanımda. Ardıma bırakıyorum boyalı yüzlü tüm sevdâları. Dünyalığa dâir ne varsa hepsi için. Sen ol ne olur hep yanımda ey Güllerin Sultanı. Firâkınla yanıyorken gönül ülkeleri arala pencereni, “buradayım işte” de visâlimiz ol bizim ve biz varlığımızı daha da perçinleyelim seninle. Nâbîler, Nedîmler bile dile getiremez o zaman artık mısralarını. Fuzûliler su kasidelerini yazamaz o zaman. Kalemler kırılır, sözler biter o zaman. Sen “buradayım” de, tüm kâinat cûşâ gelsin, mevcûdat neşe bulsun tekrar, Cibrîl çırpsın kanatlarını esen rüzgârında, Azrâil can almaya geldiğinde sende cân bulsun ve tebessüm etsin tüm cânlara. Sen “buradayım” de, her şey anlam bulsun. Sen “buradayım” de… Ah efendim, seni çok seviyoruz… Seni çok seviyoruz. Benim sana sunabileceğim hediyem kalbimdir ey Güllerin Sultanı. Bak, o nasıl da atıyor senin sevdânla. Eğer bir gün göçüp gidersem bu diyârdan, bâkî kalan o kalp atışları olacak senin için, meleklerin topladığı gözyaşlarım kalacak ve yine sen kalacaksın ümmete ey Güllerin Sultanı, sen kalacaksın, miras bıraktığın Kur’an ve Sünnetin kalacak! Allah seni habîbi ilân etti yedi kat semâya, senin sevginle olan sevgilere hiçbir şey denk olamadı. Mecnûn da kim? Ferhat kim? Kerem kim? Oyulan dağlar ne? Aşılan denizler ne? Züleyhâ da mı âşık yoksa yine! Sensin efendim gerçek sevgili. Sensin ey Güllerin Sultanı gerçek sevgili. Türkülerde, ezgilerde, ilâhilerde geçen hep sensin oysa. Kimmiş o Leylâ, kimmiş Şirin? Kimmiş Aslı? Senden gayrisi sensiz harap efendim. Senden gayrisi yavan. Senle olan dimdik hâlâ ayakta asırlardır. Senle olan hayatta hâlâ ve biz de her zaman senle olmak istiyoruz. Ferâsetle bakmada, Hakk’ı işitmede, harama bakmamada, yiğit olmada, helâle dikkat etmede; haramdan ve şüphelilerden kaçınmada; virtlerimizi dâima çekmede; senle olmak istiyoruz. Avuçlarımızı senle kaldırmak; Allah’a secdede yan yana olmak, cihâda bilek bileğe; yürek yüreğe; sevgide kâinata destan yazmak istiyoruz yeniden. Seninle gülmek; seninle ölmek; seninle haşrolmak ve şefâatine nâil olmak istiyoruz ey Güllerin Sultanı. Cennet’te berâber Cemâlullah’a bakmak istiyoruz ey ümmetin sevgilisi! Yitik kalmasın istiyoruz dizelerimiz; tamamlansın istiyoruz kutlu sevdâmız, eğer öleceksek bu dünyada senle ölmeyi; olacaksak senin ardında er olmayı talep ediyoruz Mevlâmızdan; seni çok seviyoruz ey güllerin efendisi ve “kişi din kardeşine sevdiğini söylesin” fermânınca sana her türlü sevgimizi dillendirmek istiyoruz. Güneş gibi doğdun günümüze ey Güllerin Sultanı, karanlık gecemizde dolunay oldun; yalnızlığımızda dostumuz, sıkıntılı ânımızda sancımızı gideren oldun. Hiç istemedin ki üzülmemizi. “Ümmetim” derdin hep, “ümmetim.” Doğduğunda, secdelerinde, mîrâcında, vefatında ve kıyamette... Hırkanı gönderdiğin kardeşimiz Üveys’ten bile ümmetin için dua istedin. Ne çok sevdin bizi; ne çok sevdik seni ey Güllerin Sultanı! Ey asır, sen de şahit ol bu sevdâya, ey varlıklar, gelin varlığınız varlık bulsun onunla… Ve görün! Nasılmış bu sevdâ? Nasıl yürütürmüş bizleri Hakk’ın yolunda. “Lâ ilâhe illallah, Muhammeden Resûlullah.” Nasıl peri kızları gerçek olurmuş o zaman? Nasıl annelerimizin masallarda anlattığı Kâf Dağları sallanırmış Uhud gibi onun sevgisinden? Nasıl zümrüd-ü ankâ kuşları uçarak yol alırmış ona? Ey güllerin sultanı, senin yolundayız; senin yanında; Ey Güllerin Sultanı, senin rengindeyiz; senin kokunda… Senin gibi, vazgeçmiyoruz bu sevdâ uğrunda. Vilâdetin kutlu olsun; bizlere ve tüm insanlığa rahmet olsun Ey Güllerin Sultanı!

Kaynak:
E İlahiyat - Ayşe Serra
-->